KAMP / AĞVA – KİLİMLİ KOYU

Bu ilk kamp tecrübemizi yaşamak için tek kriterimiz kamp kuracağımız yerin güzel olmasıydı. YANLIŞ!

İlk yanlışla başladığımız kampa ulaşımımız ŞİLE-AĞVA otobüsleri ve sonrasında da korsan taksi oldu. Şunu söylemem gerek ki yol parası harcamamış olsak çok ama çok ucuz bir kamp olacaktı. Çadırımız gayet eski usüldü. Ağır, kurulumu gayet zor fakat içi de bir o kadar büyüktü. Örnek vermek gerekirse 3 kişi çadırın ortasına gayet rahat hareket edebileceğimiz şekilde dizildik ve etrafımızı çantalar ufak tüp tencere gibi öğrenci evi usülü beslenebileceğimiz malzemelerle doldurduk. Buna rağmen çadırımızda boşluklar vardı. Fakat yemek için ne kadar çok şey almış olsak da yatak işini de bir o kadar savsakladık. Şunu söylemeliyim 4 gün sonuna ayakta bile duramıyordum. Kalacağımız yere gelirsek; burası bir nevi ada. Sadece ince, toprak ve dik bir yamaçtan oluşan bir bağlantısı var. Karşımızda ise 2 adet ufak ada. En tepeye çadırımızı kurduk. Arkamız uçurum fakat çadırımızda bir o kadar sağlam. Aşağımızda çimenler ve onları geçince denize inmek için geçmeniz gerek keskin kayalar.

 

İşte mükafat; buz gibiden hallice her daim soğuk ve berrak bir su, altımızda balıklar, karşımızda insanın içini açan bir manzaraya sahip volanik bir efekt yaratan kayalıklardan oluşmuş, abi yanları al üstler kalsın şeklinde ağaçları tepeye dizilmiş bir ada. OH MİS GİBİ! O dik yamacı tırmandıktan sonra düz devam edince harika bir omanlık ve mükemmel manzaralar, Allah’ım sana geliyorum. Huzur kaplıyor insanın içini huzur. Burası bizim gezi yapmak için ve odun toplamak için bol bol geldiğimiz bir yer malum bizim kaldığımız yerde sadece emekliliğine bir ay kalmış memur saçı kadar çimen vardı. Sabahları burada çay içmenin zevki de bir ayrı oluyor tabi sinekler her yerinizi yediği için küfür ede ede uyanmadıysanız. En güzeli de ne biliyor musunuz; Eski mahallelermizdeki gibi başka insanlarla komşu olmanız, akşam birlikte ateşin etrafında muhabbet etmeniz, çay içmeniz, malzeme alışverşiniz. Dur lan malzeme demişken bizim yemeğimiz bitti. Çok sapa bir yerdeyiz, paramız az o yüzden yukarıdaki restaurantta yiyemeyiz.”Napcaz lan aç kaldık! 2 günde bitemez bu tatil.” şeklindeki serzeniştlerimizin sonucunda aklımıza gelen buralı arkadaşlarımızı aramaya karar verdik. Sonuçta birileri geldi, birlikte yemek aldık ve arkadaş sayımız arttı. Daha sonra başka insanlar geldi, onlarla da arkadaş olduk. Zamanız etrafı keşifle, biraz yüzmeyle biraz da insanlarla tanışmakla geçiyordu ki “YETER!” dedik. Çünkü çok yıpranmıştık. Her şey madem bu kadar güzelken yaptığımız bir yanlış ki en büyüğü bizi yormuştu; YATAK. Aslında dönmek beni çok üzmüştü çünkü orada bir hafta kalma gibi bir hedefimiz vardı fakat çok bitkin düştük. Sinekler ve yatak problemi bizim adadan elenmemize yol açtı.
Bu mevkii size kesinlikle öneririm fakat aracınız kesinlikle olmalı. Artıları:

  • Suyu çok güzel,
  • Doğal ortamı mükemmel,
  • Çok kalabalık değil.

 

 

Eskileri ise:

  • Kesinlikle sinekler,
  • Keçilerini başı boş etrafa salan çoban,
  • ve son olarak ulaşım zorluğu.

Bir kampta mutlaka yanınıza almanız gerekenler; kolayca tüketilebilen ve tok tutan yiyecekler, su, çakmak, çakı, fener, kalacağınız yere göre mat veya şişme yatak, kolay kurulabilen ve taşınabilen çadır, hafif katlanabilir sandalye (Piknikte 50 yaş üstü doblosu olan göbekli ve atletli enişte sandalyesi.), powerbank (bu da çok önemli çünkü manzara çok güzel oluyor ve devamlı resim çekmek istiyorsunuz.), yarabandı, ip (çadır için gerekli olabiliyor.), sinek ilacı (Şu vücuda sürülebilenlerden.). Bunlara ek olarak güneş ve deniz gözlüğü ayrıca, misina almanız sizin için faydalı olacaktır. Ayrıca çadır kuracağınız yer ile ilgili her türlü bilgiye sahip olmanız sizin için çok avantaj olacaktır.
Yazının bu son paragrafında şunu belirtmek istiyorum; İnsan hayatında böyle tecrübeler yaşamalı. Sabah mis gibi doğaya uyanabilmeli, belki bir ateş yakmalı, beceremese bile balık tutmaya çalışmalı, odun toplamalı, belki kıyafetini yıkamalı, biraz şehirden ve teknolojiden uzak kalmalı, insanlarla daha çok diyalog kurmalı yani hayatımızda ‘birşeylerin üzerinden geldim’ duygusunu tadabilmeliyiz. Hadi eyvallah…



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.